Başarı “hikaye”si!

“Beyaz Yaka’ların Siyah Gömlekleri”

Başarı “hikaye”si!

Internette geçirdiğim zamanın %80'ini Twitter oluşturuyor. Yeni bir kitaba başlar gibi, heyecanla beklediğim bir filme gider gibi açıyorum anasayfasını. Özellikle bu dönemde hem gülmek hem de öğrenmek için sıkça aktifim bu mecrada. Ama kendinizi kaptırmadan önce sizi uyarayım! “Twitter yumuşak kalpler için bir cehennemdir” :)

Geçenlerde şöyle bir tweet okumuştum ve yazıma da bu serzeniş ile başlamak istedim. “Biz bu hayata yaşamaya değil, yaşayanları izlemeye gelmişiz”.. Vay kardeşim benim. Seni öyle iyi anlıyorum ki… Yalnız seni değil, senin gibi hayatı izlemeye gelenleri de. Hani şu “başarı”nın kokusunu hiç almamış, ona hiç dokunamamış olanlar. Bir şey başaramamış gibi hissediyorsan elbette ki yaşadığını hissetmen de pek olası değil. Ama bir şey sormak istiyorum sana. Nedir senin için “Başarı”?

Başarı irili ufaklı amaç ve sonuç ilişkisi aslında. Amacının ne olduğuna bağlı elbette. Yani bazıları için yumurtanın kabuğunu tavaya düşürmeden kırmak başarı iken, bazıları poşe yumurta yapmayı deniyor. Ne bileyim sabah erken kalmayı başarı olarak nitelendirdiğimiz durumlar, zamanlar oluyor değil mi? Ya da bir yere zamanında yetişmek.. Ama benim bahsettiğim şey aslında yukarıdaki arkadaşın isyan ettiği durum. Yaşamak için ya da yaşamdan keyif almak için yeterli başarıya ulaşabildiniz mi? Ulaşamadıysanız üzülmeyin. Çünkü eğer anadan babadan gelmediyse zaten şansınız oldukça düşüktü.

Demek istediğim şu. Evet her insan eşit doğar ve yaklaşık bir milisaniye sonra eşitlik bozulur. Başarıya ulaşma dinamikleriniz o andan itibaren oluşmaya başlar. Nerede doğduğunuz, kimin çocuğu olduğunuz gibi pek de sizin elinizde olmayan dinamiklerden bahsediyorum. Bir kaç yıl sonra ailenizin size verdiği eğitime ara verip okul hayatına geçtiğinizde arkadaşlarınız ve dolayısıyla onların başarı potansiyelleriyle tanışırsınız. Bilinciniz ergenlik dönemindeki dengesizliklerinizle birlikte oturmaya başladığında ise hayattın sizi ittirdiği “başarmak zorundasın” mottosuyla iyice tanışmış olursunuz. O andan itibaren, o ana kadar aileden ve çevreden aldığınız her notu masanızın üstüne serer ve kendinize bir hedef belirlersiniz. İşte bu hedef için ya daha önceki imkanlardan dolayı 1:0 öndesinizdir ya da işiniz oldukça zordur.

Şöyle örnekleyeyim. Mesela müzisyen olmak istiyorsunuz. Sizin için başarı Santana gibi gitar çalmak ya da sahilde hoşlandığınız kıza iki nota çalmak olabilir. Eğer müzisyen bir aileden gelmiyorsanız ve çevrenizde daha önce müzikle ilgilenmiş tek bir kişi bile yok ise 1:0 geridesiniz. Bahsi arttırayım mı? Aileniz müzikten nefret ediyor. Gitar sesine tahammül bile edemiyorlar.. :) N’oldu? Aynen skor 2:0 oldu. Diğerleriyle aynı anda maça başladınız ve aynı anda bitireceksiniz ama eşit olmanıza 2 gol var. Moralinizi bozmayın! Dünyanın yarısı gitar çalabiliyor ama bir Santana bir Jimi var değil mi? Sahilde gitar çalmak için geç değil yani. Başarının çizgisini yakın tutun. Oranınız yükselsin diyorum be işte. Ohoo..

Öte yandan maddi imkanları, diğerlerine göre pek de iyi olmayan bir aileden geldiğinizi düşünün. Yaşıtlarınız St. Joseph’te ,Galatasaray’da vs. okurken siz hala ülkücülerin kavga ettiği Naci Ekşi Lisesi’nde, 2 kişilik sıralarda 4 kişi okumaya çalışıyorsunuz. İngilizce dersine bedenci giriyor falan:) Nasıl hikaye? Valla gerçek hikaye! Sonra siz askere gidiyorsunuz, o çocuk Erasmus’a uzuyor :) Zaman geçiyor ve aynı anda hem Fransızca hem Ingilizce öğrenen o çocukla seneler sonra denk geliyorsunuz. Bir bakıyorsunuz çocuk 5:0 önde ve kendi başarı hikayesinden bahsediyor. İşte burada da moralinizi bozmayın! Dünya yarısından çok çok daha azı bu hikayede kazanan ya da yanan oluyor. Geç ve yenik başlayabilirsiniz ama eşitliği yakalamak için iyi bir fırsat. Artık gerçekle tanıştınız yani. Ama yine de başarının çizgisini kendinize biraz yakın tutun. Kalkıp ben de Erasmus’a gideyim amk 35'imde demeyin. Kardelen olmayın yani. Bir kursa falan gidin çözebildiğiniz kadar işte.

Aile, çevre, para, vizyon, imkan vs gibi bir çok değişkeni olan bu serüvende kendinize “en doğru başarı”yı bulmalısınız. Başarmak istediğiniz şey ne kadar büyürse o kadar uzaklaşır ve uzun yol çok daha sağlam hazırlık gerektirir. Yanınıza, ihtiyaç duyduğunuz her şeyi almalı ve mental açıdan bu yola hazır olmanız gerekir. Yolda başınıza gelecekleri de düşünmelisiniz, çünkü gelecektir. Sizin için Başarı = Çok Para ise bu yola çok çıkmanızı pek tavsiye etmem. Ya da 2–3 katı hazırlık yapın. Çünkü burada ilerlemek, MadMax evreninde kamyonla su taşımaya benzer. Yedirmezler o kadar eğitimi, harcanan parayı size :) Var mı öyle varoştan gelip herkesin üstüne geçmek.. Bırakın onlar başarı hikayelerini 0'dan gelmiş gibi anlatsınlar sizi yolunuza bakın. Çünkü unutmayın her başarı hikayesi sonradan yazılır ve tam da nasıl isteniyorsa öyle yazılır.

Bu yazımı yıllardır aklımda kalan bir konuşma(!) ile bitirmek istiyorum izin verirseniz;

Sanırım 7–8 yıl önceydi. Bir Kristal Elma ödül töreninde seyirciler arasındaydım. Digital sektörde olanlar bilir. Büyük bir kaç yaratıcı ajansın başında şöyle oldukça popüler bir abimiz vardır. Adı biraz farklıdır. Hani hafif toplu güzel işler başarmış şu abi. Evet evet o. Neyse O çıktı konuşma yapacak. Adını söyledi sonra başarı hikayesine başladı. “ 16 yaşımda sektöre girdim, 17 yaşımda ilk ajansımı kurdum..” :) :)) Ben çıktım tabi direk! Çünkü bu hikayede yanan ben oldum arkadaşlar. Bilmiyorum belki onun için baba parasını batırmamak bir başarıdır ama benim imkanlarım bu hikayeden kendime pay çıkarmama izin veremezdi. Hiç dinlemedim o yüzden. Kendi başarı hikayemi oluşturmaya başladım. Ama henüz herkese anlatıp “Vayyy bee adam nerelerden gelmiş” dedirtecek ölçüde başarılı görmüyorum kendimi. Hee bir yerden para vururum hikayeyi öyle bağlarım buna da tamamım ya. Mağdur edebiyatı olması şart değil :)

Herkese başarılar,

SG.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store